Karantina Sineması: Meksikalı auteur Carlos Reygadas’dan “Bizim Çağımız”

Read Time:2 Minute, 49 Second
Karantina Sineması: Meksikalı auteur Carlos Reygadas’dan “Bizim Çağımız”

Meksika sineması 1990’lardan itibaren çıkardığı yönetmenlerle şu sıralar başta Hollywood olmak üzere neredeyse tüm dünyanın gözbebeği haline …

Meksika sineması 1990’lardan itibaren çıkardığı yönetmenlerle şu sıralar başta Hollywood olmak üzere neredeyse tüm dünyanın gözbebeği haline geldi. Oscar üstüne Oscar kazanan Alfonso Cuaron, Alejandro Gonzalez Inarritu ve Guillermo del Toro gibi sinemacılar ve ‘Chivo’ (Keçi) lakaplı görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki (kendisi 3 yıl üst üste Oscar kazanan ilk ve şimdilik tek kişi yanılmıyorsam) her ne kadar Meksika’nın medar-ı iftiharları olsalar da, Carlos Reygadas’ın yanında ışıkları biraz sönük kalıyor doğrusu. Tabii bu benim fikrim.

Başka Film seçkisinden Blu TV’de gösterilen film (malum, koronavirüs salgını patlamasaydı salonlara çıkacaktı film, ama şimdi çevrimiçi olarak izliyoruz, buna da şükür) büyük ölçüde bir çiftlikte geçiyor ve açık bir evlilik yaşayan Juan ile karısı Esther’in hayatına tanık ediyor (hatta bazen neredeyse röntgenciye çeviriyor) izleyiciyi. Esther’i kıskanmadığını ve onun başkalarıyla birlikte olmasını olgunlukla karşılayacağını söylese de kendini onun telefon mesajlarını karıştırmaktan alıkoyamayan ve gizlice her yaptığını takip eden Juan yavaş yavaş başka bir şeye evrilen ilişkilerinin tüm sorumluluğunu da karısına ve onun yakınlaştığı Amerikalı ortağı Phil’e yüklemekte hiç zorlanmayacaktır.

ERKEK EGOSUNUN YIKICI ACİZLİĞİNE DAİR

“Bizim Çağımız”da (“Our Time”) Reygadas evlilik üzerinden kurguladığı kadın-erkek denkleminde erkeğin sahiplenici egosunu ve benmerkezci baskın kişiliğini, manipülatif oyunlarıyla hiçbir koşulda kadına söz hakkı bile tanımayan tahakkümcü iktidarını yerin dibine batırıyor ve kendi sığlığının içindeki “erkek”i bir kaşık suda boğuveriyor. Erkekler arasındaki sözde dayanışma, centilmenlik anlaşması gibi tamamen eril söylemin ürettiği kavramlar ve çocukluktan itibaren başlayan agresyon (filmin hemen başındaki “Hadi kızalara saldıralım” diye taaruza geçen yumurcaklara bir daha dönebiliriz burada) aslında erkek dünyasının nasıl da zavallı ve hastalıklı bir manzara arz ettiğinin açık göstergeleri “Bizim Çağımız”da. Hikâyenin ne kadarı Reygadas’ın kendi hayatından alınma bilemiyoruz, ama buradaki samimiyetin takdir edilesi olduğunu söylemekle beraber, durum buysa içinde bir miktar da ikiyüzlülük barındırdığının altını çizmek gerek sanki.  

Yeri ve göğü birlikte göstermeyi seviyor Reygadas ve gökyüzü imgesel olarak ekseriyetle baskın geliyor onun o geniş açı mercekle çekilmiş alabildiğine uzayıp giden, hiçbir çerçeve kabul etmeyen manzaralarında.  Sonra o manzaraya insanları yerleştiriyor ve hayvanları ve yavaş yavaş beliren hikâyeleri… Bir yandan da sanki gökyüzündeki yıldızlardan kerteriz alıyor gibi; bunu da hissediyorsunuz gözünüzün önünde biçim değiştiren, renklenen, solup kararan görüntülere bakarken. Bu örneğin Cannes’da En iyi Yönetmen ödülünü aldığı bir önceki filmi “Post Tenebras Lux”ta da böyleydi, 2007’de yine Cannes’da ona Jüri Büyük Ödülü’nü getiren “Silent Light”ta da ve şimdi “Bizim Çağımız”da da yine böyle. Hepsinin ötesinde yarı otobiyografik sayılabilecek “Bizim Çağımız” (Reygadas ve karısı başrolleri üstlendiği gibi kendi çocuklarını da oynatıyor filmde, yarı-otobiyografik görülmesinin sebeplerinden biri bu her şeyden önce; ki kendisi “Silent Light”ın çok daha otobiyografik olduğunu söylüyor bir yandan da) aslında önceki filmlerinde etrafında gezindiği temaların uzağında değil yine. Hatta öyle ki evlilik dışı bir ilişki yaşayan bir adamı odağına koyduğu “Silent Light”taki karı koca ile “Bizim Çağımız”daki karı kocanın adları bile aynı (birinde Esther ve Johan, diğerinde Esther ve Juan). 

Doğrusu üç saate yakın süresiyle “Bizim Çağımız” izlerken hiç sıkılmayacağınız ama bittikten sonra aslında daha kısa da olabilirmiş diyeceğiniz bir film. Açık evlilik (ya da açık ilişki) hakkında yeni ve hayatınızı değiştirecek cümleler kurmuyor, hatta zaman zaman gereksiz tekrarlara bile yelteniyor, ama erkeklik egosu üzerine çok iyi saptamaları var ve her zamanki gibi olağanüstü görselliği, etkileyici atmosferi ve şiire yaklaşan tonuyla özellikle ilk bir saatte resmen büyülüyor. Evet, salonda izlemek çok başka bir deneyim olurdu, ama madem evlerimizdeyiz, bu haliyle tadını çıkaralım yine de. 

Cumhuriyet

0 0
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleppy
Sleppy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DMCA.com Protection Status